ASO Başkanı Ardıç’tan Ekonomi Mesajı: Sanayisizleşme Riski Büyüyor, Sanayici Ayakta Kalma Mücadelesi Veriyor
Ekonomi ·27.08.2026

ASO Başkanı Seyit Ardıç, dezenflasyon sürecinde sanayisizleşme riskine dikkat çekti. Ardıç, “Fiyat istikrarını sağlarken üretim istikrarını kaybetmemeliyiz” dedi.

Paylaş Bağlantı kopyalandı

ASO Başkanı Seyit Ardıç’tan sanayisizleşme uyarısı: “Fiyat istikrarını sağlarken üretim istikrarını kaybetmemeliyiz”

Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, Türkiye’nin dezenflasyon sürecinde sanayinin üretim ve yatırım kapasitesinin korunması gerektiğini belirterek önemli uyarılarda bulundu. Ardıç, “Dezenflasyon programının sanayisizleşmeye dönüşmesine izin veremeyiz” derken, sanayicilerin yeni yatırım yapmaktan çok mevcut koşullarda ayakta kalmanın hesabını yaptığını söyledi.

ASO Meclis Toplantısı’nda sanayinin gündemi ele alındı

Ankara Sanayi Odası (ASO) Ağustos Ayı Meclis Toplantısı, ASO Meclis Başkanı Celal Koloğlu başkanlığında gerçekleştirildi.

Toplantıda konuşan ASO Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, küresel sanayi politikalarındaki değişimden Türkiye’nin teşvik sistemine, enflasyonla mücadelenin sanayi üzerindeki etkilerinden sanayisizleşme riskine, Ankara’nın üretim yapısından NATO’nun yeni tedarik düzenine kadar sanayi gündeminin öne çıkan başlıklarını değerlendirdi.

Ardıç’ın konuşmasında özellikle sanayinin üretim kapasitesinin korunması, finansman maliyetlerinin azaltılması, teşviklerin daha seçici hale getirilmesi ve Türkiye’nin yüksek teknoloji üretimindeki kapasitesinin artırılması mesajları öne çıktı.

“Fiyat istikrarını sağlamaya çalışırken üretim istikrarını kaybetmemeliyiz”

Türkiye’de uygulanan dezenflasyon programının sanayi üzerindeki etkilerine dikkat çeken Ardıç, enflasyonla mücadelenin önemine işaret ederken, bu sürecin üretim kapasitesini zayıflatmaması gerektiğini vurguladı.

Ardıç, sanayicilerin mevcut koşullarda yatırım kararlarını yeniden değerlendirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Dezenflasyon programının sanayisizleşmeye dönüşmesine izin veremeyiz. Sanayicilerimiz bugün yeni yatırım yapmanın değil, bu zor koşullara daha ne kadar dayanabileceğinin, nasıl ayakta kalabileceğinin hesabını yapıyor. Fiyat istikrarını sağlamaya çalışırken üretim istikrarını kaybetmemeliyiz.”

Ardıç, enflasyonla mücadelede üretim ve ihracatın da gözetildiği daha dengeli bir politika bileşimine ihtiyaç olduğunu söyledi.

Malazgirt Zaferi ve Büyük Taarruz mesajı

Toplantının Malazgirt Zaferi’nin ve Büyük Taarruz’un başlangıcının yıl dönümü olan 26 Ağustos’ta gerçekleştirildiğini hatırlatan Ardıç, iki tarihi dönüm noktasına ilişkin mesaj verdi.

Ardıç, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Sultan Alparslan’ın Malazgirt’te kazandığı zaferle vatan kıldığımız bu toprakları, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başkomutanlığında başlatılan Büyük Taarruz’la sonsuza kadar yurdumuz olarak mühürledik. Milletimizin en zor şartlarda dahi inancını kaybetmeden, büyük bir azim ve kararlılıkla hedefine yürüdüğünü gösteren Malazgirt Zaferi’nin 955’inci ve Büyük Taarruz’un 104’üncü yıl dönümünü yürekten kutluyorum.”

Dünyanın en büyük 250 müteahhitlik firması listesinde Ankara başarısı

Ardıç, konuşmasında ENR 2026 “Dünyanın En Büyük 250 Müteahhitlik Firması” listesine de değindi.

Listedeki Türk firma sayısının 45’ten 48’e yükseldiğini belirten Ardıç, bu şirketlerin 22’sinin Ankara merkezli olduğunu söyledi.

ASO Meclis Başkanı Celal Koloğlu’nun firması Kolin İnşaat’ın listede 129’uncu sıradan 101’inci sıraya, ASO Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Çetinceviz’in firması Onur Taahhüt’ün ise 166’ncı sıradan 161’inci sıraya yükseldiğini aktaran Ardıç, söz konusu başarıların Ankara sanayisi açısından gurur verici olduğunu belirtti.

“Bu başarı bizler için ayrı bir gurur kaynağıdır. Yurt dışı müteahhitlik hizmetleri sektörümüz, her geçen yıl gücünü artırmaya devam ediyor. Ülkemizin ekonomik gücüne büyük katkı sağlayan tüm firmalarımızı, yöneticilerini ve çalışanlarını yürekten kutluyor, başarılarının artarak devam etmesini temenni ediyorum.”

“Devletler yatırımcı, finansör ve stratejik yönlendirici olarak sahaya iniyor”

Küresel ölçekte sanayi politikalarının önemli bir dönüşümden geçtiğini belirten Ardıç, ülkelerin artık yalnızca düzenleyici konumunda kalmadığını, yatırım, finansman ve stratejik yönlendirme alanlarında daha aktif rol üstlendiğini söyledi.

IMF’in temmuz ayında yayımladığı “Stratejik Sektörlerde Sanayi Politikası ve Ticaret Gerilimleri” çalışmasına da değinen Ardıç, teşvik sistemlerinin dünya genelinde daha seçici ve proaktif hale geldiğini belirtti.

“Devletler düzenleyici olmanın ötesine geçiyor; yatırımcı, finansör ve stratejik yönlendirici olarak sahaya iniyor. Stratejik teşvikler, uzun vadeli ve uygun maliyetli finansman, kamu alımları gibi hedef odaklı sanayi politikaları bugün küresel rekabetin temel araçları hâline geliyor.”

Ardıç, savunma sanayisi, siber güvenlik, uydu ve radar sistemlerinin ulusal güvenlik açısından; yarı iletkenler, yapay zeka, robotik ve kuantum teknolojilerinin ekonomik ve teknolojik üstünlük açısından; batarya, elektrikli araç, güneş paneli ve hidrojen teknolojilerinin ise enerji dönüşümü açısından stratejik hale geldiğini söyledi.

“Ülkeler arasındaki yarış, daha fazla mal üretmenin ve daha çok ihracat yapmanın ötesine geçti. Asıl yarış, geleceğin kritik teknolojilerini geliştirmek, bunların üretim altyapısını elde tutmak ve küresel değer zincirlerini yönlendirmek üzerinden yürüyor.”

“Önemli olan stratejik sektörleri belirlemek”

Ardıç, küresel sanayi politikalarındaki dönüşümün en çarpıcı örneklerinden birinin Çin olduğunu belirtti.

Çin’in rekabet gücünü stratejik sektör seçimi, uzun vadeli finansman, kamu alımları ve teknoloji odaklı firma geliştirme politikalarıyla artırdığını ifade eden Ardıç, ülkenin “Küçük Devler” programıyla kritik ara malı ve teknoloji üreten orta ölçekli firmaları sistemli biçimde büyüttüğünü söyledi.

OECD verilerine göre 2005-2024 döneminde Çinli firmaların OECD ülkelerindeki rakiplerinden ortalama üç ila sekiz kat daha fazla kamu desteği aldığını belirten Ardıç, kamu bankalarının finansmanı, vergi avantajları, ihracat destekleri ve doğrudan kamu yatırımlarının bu firmaların küresel tedarik zincirlerinde güçlü aktörlere dönüşmesine katkı sağladığını ifade etti.

Ardıç, Türkiye açısından çıkarılması gereken sonuca dikkat çekerek şöyle konuştu:

“Küresel pazar payı kazanımlarının yüzde 22’si sübvansiyonlarla açıklanırken, Çinli firmalarda bu oran yüzde 60’a ulaşıyor. Bu modelin bize verdiği mesaj açıktır. Sanayi politikası, bütün firmalara aynı ölçüde destek dağıtan genel bir teşvik sisteminden ibaret değildir.”

Türkiye’nin geleceği açısından stratejik sektörlerin belirlenmesi gerektiğini belirten Ardıç, teknoloji geliştirme, verimlilik, ihracat, yerlileştirme ve nitelikli istihdam kapasitesi bulunan firmaların uzun vadeli ve performansa dayalı araçlarla desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

“Teşvik, işletmeyi geçici olarak ayakta tutan bir yardım değil; onu küresel rekabete hazırlayan, teknolojik ilerlemeye zorlayan ve sonuç üreten bir sanayi politikası olmalıdır.”

“Nereye veriyoruz?” sorusuna dikkat çekti

Türkiye’nin kendi üretim yapısına, finansman imkanlarına ve dış ticaret ilişkilerine uygun özgün bir model oluşturması gerektiğini ifade eden Ardıç, destek sisteminin yeniden ele alınması gerektiğini söyledi.

“Destek sistemini yeniden kurarken artık ‘ne kadar veriyoruz?’ sorusundan önce, ‘nereye veriyoruz?’ sorusunu sormalıyız.”

Desteklerin çok geniş bir alana yayılmasının belirli sektörlerde yeterli ağırlık oluşturulmasını engelleyebileceğini belirten Ardıç, hedefin tek tek firmaların maliyetlerini düşürmekten ziyade belirli alanlarda üretim gücü ve ölçek biriktirerek sektörleri rekabetçi hale getirmek olması gerektiğini söyledi.

“Nefes verirken yönü de kurmalıyız”

Sanayicilerin yüksek finansman maliyetleri, uzun tahsilat vadeleri ve daralan taleple mücadele ettiğini belirten Ardıç, işletmelerin kısa vadede desteklenmesiyle uzun vadeli sanayi politikasının birlikte yürütülmesi gerektiğini söyledi.

“Firmayı büyümeye teşvik ediyoruz; firma ölçek kazandığında ise desteği kesiyoruz. Tam güç birikmeye başladığı anda sistem elini çekiyor. Stratejik alanları kamu ve özel sektör birlikte belirlemeli; o alanlarda hangi firmanın destekleneceğine performans karar vermelidir.”

Büyüyen, yatırım yapan ve ihracatını artıran işletmelerin desteklerinin büyüme ve ihracat taahhütleri karşılığında devam etmesi gerektiğini ifade eden Ardıç, şöyle konuştu:

“Bu nedenle iki hattı aynı anda yürütmeliyiz: Bir yandan işletmelere süreli bir nefes alanı açmalı, diğer yandan seçici destek sistemini bugünden kurmalıyız. Kısacası, önce nefes sonra yön değil; nefes verirken yönü de kurmalıyız.”

“Enflasyonla mücadelenin en ağır bedelini sanayici ödüyor”

Türkiye’de 2023 yılının ortasından bu yana sıkı para politikası ağırlıklı bir dezenflasyon programı uygulandığını hatırlatan Ardıç, yıllık enflasyonun Mayıs 2024’teki yüzde 75 seviyesinden yüzde 30’lar düzeyine gerilemesini önemli bir kazanım olarak değerlendirdi.

Ancak mevcut seviyenin yılın ilk ayındaki düzeyin bir miktar üzerinde bulunduğunu ve son bir yıldaki düşüşün iki puanın altında kaldığını belirten Ardıç, sanayinin maliyet yapısına dikkat çekti.

“Enflasyonla mücadelenin en ağır bedelini ise biz sanayiciler ödüyoruz. Mal enflasyonu yüzde 27 bandına inerken hizmet enflasyonu yüzde 40'a yakın seyrediyor. Oysa kira, lojistik, sigorta, danışmanlık gibi hizmet kalemleri bizim de maliyetimizin içindedir. Makas buradan açılıyor.”

Enflasyonla mücadelenin sürdürülmesi gerektiğini belirten Ardıç, aynı zamanda dezenflasyon sürecinin sanayisizleşmeye dönüşmemesi gerektiğinin altını çizdi.

Para politikasının tek başına yeterli olmayacağını belirten Ardıç, kamu harcamaları, vergi politikası, yönetilen ve yönlendirilen fiyatlar ile beklenti yönetiminin para politikasıyla güçlü bir eş güdüm içerisinde yürütülmesi gerektiğini söyledi.

Sanayicinin kazandığı her 100 liranın 87 lirası finansmana gidiyor

Haziran ayı verilerinin sanayinin ana eğilimindeki zayıflığın sürdüğünü gösterdiğini belirten Ardıç, imalat sanayisi üretiminin yüzde 1,5 gerilediğini, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış aylık artışın ise yüzde 0,1’de kaldığını söyledi.

Sermaye malı üretiminin yıllık yüzde 4,8 gerilemesine dikkat çeken Ardıç, bunun yalnızca mevcut üretime değil, gelecekteki üretim kapasitesine ilişkin de risk taşıdığını ifade etti.

İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu sonuçlarını da değerlendiren Ardıç, üretimden satışlardaki yüzde 25,7’lik nominal artışa rağmen reel büyümenin binde 2 ile sınırlı kaldığını söyledi.

“Üç yıllık reel daralmanın ardından sanayicimiz, büyümek bir yana, mevcut üretim düzeyini koruma mücadelesi veriyor.”

Finansman yükünün sanayi şirketleri üzerindeki baskısına dikkat çeken Ardıç, finansman giderlerinin yüzde 45 artarak 138 milyar liraya ulaştığını ve faaliyet karının yüzde 87’sini tükettiğini belirtti.

“Sanayicimiz, faaliyetinden kazandığı her 100 liranın 87 lirasını finansman giderine ayırmak zorunda kalmıştır. Aynı oran İlk 500’de 85’tir. Yani yük, ölçek küçüldükçe hafiflemiyor.”

Sanayideki güç kaybını “ateşi olmayan bir hastalık” olarak nitelendiren Ardıç, üretimin devam etmesine rağmen sanayinin yatırım kapasitesi, verimliliği ve rekabet gücünde zaman içerisinde aşınma yaşandığını söyledi.

ASO Başkanı Ardıç’tan sanayisizleşme uyarısı

Sanayisizleşme riskine ilişkin uyarısını ilk kez Eylül 2024’te ASO Meclis kürsüsünden dile getirdiğini hatırlatan Ardıç, sonrasında da bu konuya dikkat çektiğini söyledi.

Sanayinin milli gelir içerisindeki payının 2016 yılının ilk çeyreğinde yüzde 19,6’dan 2023’te yüzde 22,8’e yükseldiğini, ancak 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 17,7’ye kadar gerilediğini belirten Ardıç, özellikle 2023 sonrasında yaşanan 5,1 puanlık düşüşün sanayisizleşme riskini güçlendirdiğini ifade etti.

“Özellikle 2023 sonrasında yaşanan 5,1 puanlık hızlı düşüş, ülkemiz açısından sanayisizleşme riskinin güçlendiğine işaret ediyor.”

2009 yılında her 100 ücretli çalışanın 36’sının sanayide istihdam edildiğini, bugün ise bu sayının 30’un altına indiğini belirten Ardıç, sanayinin toplam ücretli istihdam içerisindeki payının 17 yılda 6,1 puan azaldığını söyledi.

Gelişmiş ekonomilerde sanayi istihdamındaki azalmanın yüksek teknoloji, katma değer, verimlilik ve nitelikli iş gücü artışıyla birlikte gerçekleşmesi halinde doğal dönüşüm olarak değerlendirilebileceğini belirten Ardıç, Türkiye açısından farklı bir tablo oluşması halinde bunun erken sanayisizleşme riski taşıyacağını söyledi.

“Ancak sanayinin istihdam payı azalırken katma değeri, teknoloji yoğunluğu ve verimliliği yeterince yükselmiyorsa karşımıza çıkan olgu dönüşüm değil, erken sanayisizleşmedir.”

İhracatçı firma sayısı bir yılda yüzde 18 azaldı

İhracatın parasal değeri artarken hacmindeki zayıflamanın üretim kapasitesi ve dış rekabet gücü açısından kırılganlığa işaret ettiğini belirten Ardıç, ASO kayıtlarındaki ihracatçı firma sayısına ilişkin verileri de paylaştı.

“2024 yılında yaklaşık 3 bin olan ihracatçı firma sayımız, 2025 yılında 2 bin 494’e geriledi. Yani bir yılda ihracat yapan firma sayımız yaklaşık yüzde 18 azaldı. Üstelik kaybettiğimiz firmalardan 101’i dört yıl boyunca kesintisiz ihracat yapmış, yolu bilen firmalarımızdı.”

Ardıç, söz konusu göstergelerin Türkiye’nin üretim ekonomisi açısından ciddi bir uyarı niteliğinde olduğunu belirtti.

“Tüm bu gelişmeler bizi kritik bir soruyla karşı karşıya bırakıyor: Türkiye, üretim ekonomisinden uzaklaşıyor mu? Gerekli politika değişiklikleri yapılmadığı takdirde bu tehlike artık teorik bir ihtimal olmaktan çıkıyor. Ülkemizin sanayiden uzaklaşması kalkınma modelimizi doğrudan ilgilendiren bir risktir.”

Ankara’da “sanayi paradoksu”: Yüksek teknolojide büyüme, geleneksel üretimde baskı

ASO tarafından hazırlanan “Sanayisizleşme Bağlamında Ankara Paradoksu” çalışmasının Başkent’teki sanayi dönüşümünü ele aldığını belirten Ardıç, Ankara’nın bazı göstergelerde Türkiye genelinden olumlu ayrıştığını söyledi.

Ankara’da imalat istihdamının 2022’den bu yana yüzde 6,4 arttığını, Türkiye genelinde ise aynı dönemde yüzde 5 gerilediğini aktaran Ardıç, 2026 yılının ilk yedi ayında Ankara’nın ihracat artış hızının Türkiye ortalamasının 5,7 katına ulaştığını belirtti.

Savunma ve havacılık başta olmak üzere elektronik ve optik, makine ve teçhizat, yazılım, ileri mühendislik ve sistem entegrasyonu alanlarında sanayi derinleşmesi yaşandığını ifade eden Ardıç, Ankara’daki dönüşümün iki yönlü olduğuna dikkat çekti.

“Ankara’mız açısından sanayinin bütünüyle büyüdüğünü ya da gerilediğini söyleyemeyiz. Ankara bir taraftan yüksek teknoloji ve bilgi yoğun sektörlerde yeniden sanayileşirken, diğer taraftan geleneksel ve daha kırılgan üretim katmanlarında sanayisizleşme baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Raporumuzun ‘Ankara Paradoksu’ olarak tanımladığı temel yapı budur.”

NATO’nun yeni tedarik düzeni Ankara sanayisine fırsat sunuyor

Ankara’daki firmaların değer zincirinde daha üst konumlara taşınması gerektiğini belirten Ardıç, NATO Ankara Zirvesi’nin sanayi açısından yeni bir fırsat penceresi açtığını söyledi.

Zirvede savunma üretimi, teknolojik kapasite, tedarik zincirlerinin dayanıklılığı ve sanayi iş birliklerinin gündemin merkezinde yer aldığını belirten Ardıç, ortak üretim kapasitesinin genişletilmesi, savunma ticaretindeki engellerin azaltılması ve KOBİ’lerin tedarik sistemine daha güçlü biçimde entegre edilmesine yönelik kararların önemine dikkat çekti.

Kamuoyunda 50 milyar doların üzerindeki yeni tedarik rakamının konuşulduğunu hatırlatan Ardıç, yeni dönemde üretim kapasitesinin uluslararası sistemlerde görünür ve doğrulanabilir olmasının önem kazandığını söyledi.

“Zirvenin sanayimiz açısından asıl önemi, savunma üretim ve tedarik düzeninde başlayan değişimdir. Yeni dönemde bir ürüne veya fabrikaya sahip olmanın yanında, üretim kapasitesinin belgelenebilir, uluslararası sistemlerde görünür ve gerektiğinde hızla dönüştürülebilir olması da stratejik değer taşıyor.”

ASO’dan Ankara sanayisine NATO hazırlığı

ASO’nun üyelerini NATO’nun yeni savunma tedarik düzenine hazırlayacağını belirten Ardıç, firmaların mevcut kapasitesinin tespit edilmesinden teknik dosya ve belgelendirme süreçlerine kadar çeşitli alanlarda destek sağlanacağını söyledi.

Ardıç, ASO kapasite raporlarından yararlanarak Ankara sanayisinin uluslararası sistemlerde aranabilir kabiliyet envanterinin çıkarılacağını belirtti.

“Kodlama ve teknik dosya eğitimlerinden test ve belgelendirme süreçlerine kadar ihtiyaç duydukları her alanda firmalarımızın yanında olacağız. Bir tip sözleşme kılavuzu hazırlayacak, NATO’nun uygulama planı oluşturulurken Ankara sanayisinin görüş ve ihtiyaçlarının ulusal karar süreçlerine yansıması için çalışacağız.”

“Bugünün güçlü yan sanayi firmalarından yarının ürün sahibi şirketlerini çıkarmalıyız”

Ankara’daki çok sayıda KOBİ’nin büyük savunma kuruluşlarının tedarik zincirlerinde başarıyla üretim yaptığını belirten Ardıç, bu firmaların zaman içerisinde kendi ürün ve teknolojilerini geliştiren şirketlere dönüşmesi gerektiğini vurguladı.

“Hedefimiz, firmalarımızın alt yüklenici olarak edindikleri bilgi ve tecrübeyi daha ileri bir seviyeye taşıyarak kendi ürün ve teknolojilerini geliştirmelerini sağlamaktır.”

Ardıç, yan sanayi firmalarının yalnızca ana sanayi kuruluşlarına üretim yapan şirketler olarak kalmaması gerektiğini belirterek şöyle konuştu:

“Bugünün güçlü yan sanayi firmalarından yarının ürün sahibi, teknoloji geliştiren ve uluslararası pazarlarda doğrudan rekabet edebilen şirketlerini çıkarmalıyız. Ana sanayi kuruluşlarına üretim yapmak nihai hedef değil; teknoloji öğrenmenin, tasarım kabiliyeti kazanmanın ve kendi özgün ürününe geçmenin bir basamağı olmalıdır.”

“Ankara, sanayi ve teknoloji dönüşümünün öncü merkezlerinden biri olabilir”

Güvenlik kapasitesi ile sanayi gücünün birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini ifade eden Ardıç, güçlü bir savunma sanayisinin üretim kabiliyeti, teknoloji, finansman ve nitelikli insan kaynağının birlikte geliştirilmesiyle mümkün olduğunu söyledi.

Ankara’nın üniversite ve sanayiyi bir araya getiren önemli merkezlerden biri olduğunu belirten Ardıç, Başkent’in Türkiye’nin teknoloji ve savunma sanayisi hedeflerinde daha güçlü bir rol üstlenmesini amaçladıklarını ifade etti.

“Güçlü bir savunma sanayii; üretim kabiliyeti, teknoloji, finansman ve nitelikli insan kaynağıyla mümkündür. Başkentimiz bu dört unsuru buluşturan, üniversite ile sanayinin bir araya geldiği ender merkezlerden biridir. Ülkemizin jeopolitik önemini ekonomik ve teknolojik üstünlüğe dönüştürürken Ankara’yı da bu sürecin öncü merkezlerinden biri hâline getirmek için kararlılıkla çalışıyoruz.”

ASO Başkanı Seyit Ardıç’ın mesajı: Üretim kapasitesi korunmalı

ASO Ağustos Ayı Meclis Toplantısı’nda yapılan değerlendirmeler, Türkiye sanayisinin yüksek finansman maliyetleri, zayıflayan üretim ve yatırım iştahı, ihracatçı firma sayısındaki gerileme ve küresel rekabet baskısı ile karşı karşıya olduğunu ortaya koydu.

Ardıç’ın açıklamalarında, enflasyonla mücadelenin sürdürülmesi gerektiği ancak bunun sanayi üretimini ve yatırım kapasitesini zayıflatmaması gerektiği mesajı öne çıktı.

Türkiye’nin küresel rekabette daha güçlü bir konuma gelebilmesi için stratejik sektörlere odaklanan, performansa dayalı teşvik mekanizmaları, uygun maliyetli uzun vadeli finansman, teknoloji yatırımları ve nitelikli insan kaynağı politikalarının birlikte yürütülmesi gerektiği vurgulandı.

ASO Başkanı Seyit Ardıç’ın toplantıdaki temel mesajı ise sanayi politikalarının yalnızca bugünkü üretimi korumakla sınırlı kalmaması, Türkiye’nin geleceğin teknolojilerinde üretim ve ihracat gücünü artıracak bir yapıya dönüştürülmesi gerektiği yönünde oldu.

nE0EFduiI0OK9CtYk2uH8bLxtTo6lvpHF6tEk6xh.jpg

Sponsorlu
Firmanızı Ön Plana Çıkarın

Öne çıkan firma listelemeleri ve sponsorlu ilanlarla görünürlüğünüzü artırın.

Üyelik Paketleri
Haberi hazırlayan
GosbİK

27.08.2026 12:01 tarihinde Ekonomi kategorisinde yayımlandı.